We Have Always Lived in the Castle (2018)

We Have Always Lived in the Castle (2018) — Yön: Stacie Passon

Stacie Passon tarafından yönetilen bu filmden geçen aya kadar haberdar değildim. Aslında bu senenin Mart ayında hikayenin orijinali olan Biz Hep Şatoda Yaşadık (Shirley Jackson — Siren Yayınları) adlı kitabı Storytel’de dinlemiş hayli ilginç bulmuştum. Fakat kitaba öyle pek de ayılıp bayılmamıştım. Kötü bulmamıştım elbette, sadece gotik edebiyat çok hakim olduğum bir tür olmadığından biraz farklı gelmişti.

Velhasıl geçen ay bir öğlen vaktinde, tesadüf eseri Sinema Tv’de fragmanlar geçerken meğerse filminin de olduğunu ve o akşam yayınlanacağını gördüm. Heyecanlandım ve nasıl uyarladıklarını görmek için izlemeye karar verdim.

Kitabın ve aynı zamanda filmin konusu kısaca şu şekilde: Merricat, ablası Constance ve amcası Julian ile Blackwood şatosunda yaşıyorlar. Altı yıl önce Blackwood ailesinde bir trajedi yaşandığı için o günden beri kasaba sakinleri bu aileye öcü muamelesi yapıyorlar. Merricat ve ailesi bu trajedinin ardından toparlanıp, kendi düzenlerinde yaşamaya devam ederken, bir gün uzaktan, kuzenleri Charles onları ziyarete geliyor.

Hatırladığım kadarıyla kitabından biraz farklı olan yerler de var (mesela Constance’ı hiç öyle hayal etmemiştim diyeyim, başka bir sürpriz bozan vermeyeyim) fakat bende geneline sadık kalınmış izlenimi oluşturdu. Beklediğim sahneleri görme fırsatını yakaladım. Ben uyarlamayı beğendim hatta kitaptan daha çok beğendim diyebilirim.

Filmde, kitaptaki psikolojik unsurların görünür kılınması benim çok hoşuma gitti. Kardeşler neden öyleler, karakterlerini, marazlıklarını görebilmek tatmin ediciydi. Çünkü kitabı okuduğumda, yazar bana duygu ketumu gibi gelmişti biraz. Ama belki de bir bakıma yazarın (karakterin) “söyleyemediklerini” söyleyemediğini gizlememesi iyi bir yazar olmasındandır. Örneğin, her koşulda sevecenliğini, güler yüzünü ve evcimenliğini eksik etmeyen Costance’ın neden böyle davrandığını, Merricat’in neden insanlardan hoşlanmadığını, devamlı büyü ve totem yapmaya ihtiyaç duyduğunu ve Julian amcanın neden sadece kitabını yazmayı kafasına takmış olduğunu görebilmek doyurucuydu. Yani demek istediğim kitapta dillenemeyen acıların, filmde de söze dökülemese de görünür olmasından memnun kaldım.

Kitapta herhangi bir favorim yoktu ama filmle birlikte Julian amcaya bayıldım diyebilirim. Kafası tam bana hitap eden bir karakter kesinlikle. 😄

Son değerlendirmemi yapacak olursam, filmle birlikte kitabı da daha çok sevdiğimi fark etmiş bulunuyorum. Filmi de zihnimde hep özel bir yerde olacak bundan sonra.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s